Avrupa’dan dünyaya teknoloji ihraç etmeyi hedefliyoruz

Eskişehir merkezli mühendislik firması Modoya A.Ş., Türk mühendislerinin gücünü dünyaya duyurmaya hazırlanıyor. Türk teknolojisini dünyaya taşımayı amaçladıklarını belirten firmanın Yönetim Kurulu Üyesi Ismail Özcan, yazılım, donanım ve kitlerini ihraç etmek istediklerini söylüyor.

Milli duygularla yola çıkan ve yerli teknoloji için çalışan mühendislik fir- ması Modoya A.Ş., OYA olarak tanımladığı AGV ürünleriyle öne çıkıyor. Hem ürün hem de çözüm sunabilen Eskişehir merkezli firma, Türk teknolojisini dünyaya ihraç etmek için kolları sıvadı. Modoya A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Özcan, “Avrupa’da bir merkez daha kurarak, oradaki merkez üzerinden Türk teknolojisinin donanım anlamında ihracatını hızlandırmayı amaçlı- yoruz. Avrupa’ya bir çıkarma yapmayı amaçlıyoruz. Hem yazılımımızı hem donanımımızı hem de elektronik kitlerimizi Avrupa’dan dünyaya ihraç etmeyi hedefliyoruz.” diyor.

İsmail Bey, firmanızın yapılanmasından bahsedebilir misiniz?
Modoya A.Ş. olarak, Eskişehir Atap Teknopark’ta kurulu bir mühendislik şirketiyiz. Halihazırda 12 kişilik bir kad- romuz var. Yüzde 90 mühendislerden oluşan bir kadro. Elektronik donanım ve elektronik yazılım üzerine çalışıyoruz. Her ne kadar 12 kişi olsak da uzmanlık alanımız itibarıyla çok fazla alanda çalıştığımızı söyleyebilirim. Arkadaşlarımız sonuç görme tutkusuyla, iş aşkıyla hızlı ve yoğun bir tempoda çalışıyorlar. 2015 yılı kasım ayında KOBİ girişim desteği alarak bir KOBİ giriş şirketi olarak ku- rulduk. Ardından bir TÜBİTAK projesi başlattık. Otonom bir otomatik yönlendirme araç yapacağım diyerek 9 aylık bir projeydi sadece, biz 9 ayın sonunda işleyen ve çalışan bir prototip elde ettik ve o prototipi de sattık. Ürünümüzün tanımını ve nihai kullanımı konusunda müşterimizden çok fazla geri bildirim aldık ve onların da sayesinde ilk ürünümüz endüstriyel hale geldi. Dolayısıyla biz kendimizi bir Ar-Ge şirketi olarak tanımlıyoruz.

 

Sizin uzmanlık alanınız AGV’ler siz buna OYA (Otomatik Yönlendirmeli Araç) diyorsunuz. Neden OYA olarak lanse ediyorsunuz?
Biz teknolojinin yerli olması aşkıyla çalışıyoruz. Şu an belli başlı milli duygularımız var. Ülkemizde teknoloji denince hep batılı ülkeler ya da Japonya, G. Kore gibi Asyalı ülkeler gelir ama Türkiye’nin de teknolojiyle anılması lazım. Firmamızın ismi, Modüler Otomatik Yönlendirmeli Aracın kısaltılmasından oluşturulmuş bir isimdir. İngilizcesi AGV olarak geçiyor, biz Türkçe olarak söylemek istedik. Bu kapsamda bizim OYA üzerinde geliştirdiğimiz kendi donanımlarımız var. Yurt dışına bağımlı değiliz. Biz kendi beynimizi, yani ana kontrol ünitemizi kendimiz geliştiriyoruz. İsmi de Yönetici yani piyasada “Yönetici” olarak satın alınabilir durumda. Bir PLC değil ya da başka bir bilgisayar görevinde ama adı Yönetici. Güvenlik alan tarayıcılarımız var. Bununla ilgili sensör geliştirici tarafında Almanya’da ve Japonya’da firmalar var. Biz donanımızı kendimiz geliştiriyoruz, ismi Bekçi. Bu tür kendi isimlerini verdiğimiz ürünlerimiz var. OYA’nın marka tescili Modoya’ya aittir.

“Kendimizi bir Ar-Ge şirketi olarak tanımlıyoruz” dediniz. Ar- Ge faaliyetlerinizden bahseder misiniz?
Evet, bizim için Ar-Ge çok önemli. Ar- Ge yapabilen bir firmayız. Benim ve diğer iki ortağımın da geçmişi Ar-Ge’ye dayanıyor. Ar-Ge süreçlerini, konsept tasarımdan devreye almaya ve devreye aldıktan sonra ürünün yaşam döngüsü- nü başından sonuna bilen bir şirketiz. Biz şu ana kadar 5 tane TÜBİTAK pro- jesine başvurduk, her biri kabul edildi. Açıkçası bu alanda yaptığımız çalışmalar devletimiz tarafından da takdir görüyor. Endüstriye yönelik ve projelerimizde peyderpey devreye giriyor. Şu an halen lazer navigasyon üzerine bir projemiz devam ediyor. Örnek vermem gerekirse, lazer navigasyon ne işe yarar? Aracın yönlendirilmesi için kullanılan bir sensör lazer teknolojisi kullanılıyor. Yerlisi yok, Türkiye’de yapan bir firma yok. Biz ilk yerli geliştiren firma olacağız. Sadece donanımı geliştirmekle kalmıyor, içerisindeki gömülü yazılımı da geliştiriyoruz. Dolayısıyla ürün prototipini biz bu yaz çıkarmış olacağız. Ardından sertifikasyon sürecimiz var. Bu donanımızı önümüzdeki 2 yıl içerisinde de piyasaya sunmayı planlıyoruz.

Son dönemde ürün grubunuzda yaşanan teknolojik gelişmeler ve yenilikler nelerdir?
Ürün grubumuzdaki en büyük değişiklikler yazılımlar üzerinde oluyor. Yerli yazılımlar içerisinde araçların yönlendirme teknolojisiyle ilgili doğal navigasyon çok önemli, yurt dışından doğal navigasyon yazılımı satan firmalar var ama biz onları kullanmakla beraber kendi doğal navigasyonumuzu ve kompakt donanımlarımızı geliştiriyoruz. Bunun dışında müşteri ara yüzüne biz çok önem veriyoruz. Ürünlerimizin hemen hemen hepsinde ekran var. Ekran üzerindeki müşteri-kullanıcı portalı çok önemli. Müşteriye raporlama yapabildiği gibi akşamları veya istenilen periyotlarda, enerji tüketimini bir arıza durumu varsa onun tanı ekranını, ne olmuş olabileceğiyle ilgili ara yüzleri geliştiriyoruz. Şu an oldukça önemli bir noktaya geldik. Müşterilerimiz kendi kendilerine tanı koyabiliyorlar. Yani sorunun nereden kaynaklanabileceğiyle alakalı konuları, batarya değişim süre- sinden tutun da diğer bakım gereksinimlerine kadar hatta kendi kendilerine istasyon ekleyip, istasyon çıkartabiliyorlar.

 

 

Sanayi tesisleri için sunduğunuz çözümlerden bahsedelim dilerseniz. Söz konusu çözümleriniz tesislere ne gibi avantajlar sağlıyor?
Öncelikle en büyük avantaj bizce OYA’ların kendilerine verilen emirleri harfiyen uyguluyor olması. OYA üzerine göre bir fabrika içerisinde lojistiği cycle time’ına çevrim süresine uydurabilirse eğer firmalar kendi istasyonlarındaki çevrim sürelerini de uydururlarsa birebir verimlilik sunmaya başlıyoruz. Biz bu anlamda çevrim sürelerini eşitleyecek şekilde OYA’ları programlayabiliyoruz. Diğer yandan ürünlerimiz gün içerisinde acil durumlarda ya da gün sonunda sürekli olarak kendisine tarif edilen kişiye bir rapor maili atıyor. Hangi istasyonda kaç dakika durduğundan tutun da üzerinde ne kadar yük taşıdığına kadar çeşitli istatistikleri sunuyor ve en sonunda da nerede verimsiz olduğunu kırmızı alanlarını söylüyor, raporluyor. Dolayısıyla ertesi gün oradaki beyaz yaka gelip, o numaralı istasyona gidip oradaki sıkıntı ne ise onu çözebiliyor. Dolayısıyla fab- rika içerisindeki verimliliğin artırılmasına bu şekilde hizmet etmiş oluyoruz.

Makina ile çözüm sunma arasındaki fark nedir? Bir makina satabilirsiniz ama çözüm çok ayrı bir şey sanıyorum.
Çok doğru bir noktaya temas ettiniz. Makina herkesin kullanabileceği tanımlı bir üründür. Ne yapacağının katalogda yeri vardır. Bizimde ürünlerimiz var. Onlar birer makina ve katalogda ne yapılabileceği yazıyor. Ama bunun devreye alınması aşamasında müşterilerimiz aynı zamanda çözümde bekliyorlar. Standart komponent olarak şu an Türkiye’de yapılan fabrikalarda hali hazırda oturmuş olan fabrikalarda OYA’ya yönelik bir çalışma yok. Bir insan bunun çözümünü kendi kendine bulur, ürünü alır bırakır deniyor. Ama konu otonom haline gelmeye başladığı zaman ürünü alıp bırakacağınız yerin bile tamamen tanımlı olması gerekiyor. Aslında dünya klasında üretim yapmak istiyorsanız, en temel 5S kurallarında bile her şeyin yeri- nin belli olması gerekiyor. Biz ürünü nasıl alacak, bırakacak, istasyonlar arasında yapması gereken görevler neler olacak, nasıl aksesuarlar eklemeliyiz ve hatta ürünü taşıyacağı mekanik ara yüzler gibi çözümler geliştirmemiz gerekiyor. Ürünümüz, makinamızla fabrikadaki istasyonlar arasındaki ara yüzleri, birinci prototipi biz tasarlıyoruz, çalıştığını gösteriyoruz. Gerekirse müşterimiz onun çoğaltılmasını kendisi yapabiliyor ya da başka bir firmaya yaptırabiliyor. Burada müşterimiz açısından bizim en büyük beklentimiz aslında Türkiye’deki müşteri profili Avrupa’yı takip ediyor. Biz birçok şeyde olduğu gibi Avrupa’yı ve ABD’yi takip ediyoruz. Orada çok daha fazla gelişmiş durumda. Bizde de OYA’lar gelişmekte ve yaygınlaşmakta. Bizim ve piyasadaki diğer firmaların yaptığı en önemli şey, birçok müşteriyi bilinçlendiriyor olmamız.

 

Son dönemde gerçekleştirdiğiniz uygulamalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Biz ağırlıklı olarak otomotiv ve beyaz eşya sektörlerine çalışıyoruz. Bizim için en yenisi 2018 yılında bir e-ticaret sitesi oldu. İnternetten kitap satışı yapan bir firma bizim ürünlerimizi aldı. Şu an masasında oturup, bilgisayarından bir kitap siparişi veren müşterinin bilgisayarda doldurduğu form bizim sistemimize geliyor ve bizim oradaki 20 tane OYA’mızdan bir tanesine emir olarak düşüyor. O müşterinin ne kadar siparişi varsa onun için rafa kadar gidip, raftan o ürünün üstündeki kutuya düşmesini sağlayan bir otomasyon sistemi var. Orada ilgili raftan kitabı çıkartıp, OYA’nın üzerine bırakan bir sistem de var. Oradan alıp kargo bölümüne kadar taşıyor. Kargo bölümüne geldiğinde de zaten haberleşerek üzerindeki emri kargo bölümün- deki bilgisayara aktarıyor ve oradaki printerdan adres çıkıyor. Kitap sırtında kargocu printerdan çıkardığı sadece etiketi yapıştırıyor kargoya ve müşteriye gönderiyor. Bu şekilde hatasız ve hızlı bir şekilde işlem gerçekleştiriliyor. Bizim bu sene yaptığımız güzel bir uygulama var. Mevcut tesisleri Gebze’de olan bir müşterimiz 19 Mayıs’ta Sakarya’da açı- lacak yeni fabrikasının layout’unu çalışırken en baştan OYA’lar nereden alacak bırakacak gibi plan üzerinden bunu konuştuk. Dolayısıyla şu an çok rahat bir biçimde fabrika devreye girerken, herhangi bir makina devreye girerken OYA’larda aynı anda devreye girecek.

 

Ürünlerinizin Endüstri 4.0 süreçlerindeki vaadi nedir? Bu alanda ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Modoya’nın yerli bir firma olarak en büyük farkı, biz sadece bir OYA üreticisi değiliz. Modoya’nın vizyonu, Cumhuriyetimizin 100. yılında Türkiye’nin lider İnter Lojistik Teknoloji firması olması üzerine kurulu. İnter lojistik denince, kapalı bir alan ya da kampüs içerisindeki tüm taşımacılık hizmetlerinden bahsediyoruz. En uygun hali otonom çalışıyor olması, bunun içinde fabrika ya da kampüs ile iletişim halinde olması gerekiyor. Bir fabrikadan örnek verelim. Fabrikada bir giriş deposu bir de yarı mamul ve bitmiş mamul deposu ile üretim hatları vardır. Yarı mamulden bitmiş mamule içerideki ana üretim alanlarında OYA’lar çalışırlar. Ancak OYA’ların bir trafik yönetim modülüne ihtiyacı var. Bizim kendi trafik modülümüz var.

OYA’lar birbirleriyle haberleşebildiği gibi üst akılla haberleşerek de bizim üst akıldan emir alıyorlar. Bir de yarı mamul yani depo yönetimi çok önemli. Warehouse Management System (WMS) çok yaygınlaştı. Bizim kendi geliştirdiğimiz bir depo yazılımımız, çözümümüz ve donanımlarımız var. Üstelik RFID etiketler de çok ekonomik hale geldi. Her ürüne, her kasaya bir RFID etiket koyarak, firmanın tedarikçisinin kasasına koyduğu zaman o fabrikaya girer girmez bizim sistemimiz onun geldiğini ve hangi rafa gittiğini sisteme bildiriyor. Biz bitmiş mamulleri de depoya akıllı bir şekilde bırakıyoruz ve firmanın ERP ve MIP sistemleriyle haberleşebiliyoruz. Dolayısıyla karanlık fabrika kısmına biz Modoya olarak hazırız. Müşteriden “Just in Time” sipariş alan sistem (sipa- riş sistemi) yine bizim depo yönetimine girip, kamyonla geldiğini haber vererek ilgili alana ürünlerimizi tekrar bırakabiliyor. Müşterilerimiz online olarak, depo yönetim sistemi sayesinde stoklarını takip edebiliyorlar. “Ne kadar stokları var? Ne kadar üretildi? Ne kadarı bitti?” gibi ve hatta ne kadar stok maliyetleri var, bunları görebiliyorlar.

 

Üniversite-sanayi iş birlikleriniz de var. Bu konudaki çalışmalarınızdan bahsedebilir misiniz?
Bu çok önemli bir konu. Herkes öneminden bahsediyor ama uygulama anlamında bizim çok önde olduğumuza inanıyorum. Türkiye’de çok fazla tez yapan öğrencimiz var. Onların da tezlerinin devreye girecek şekilde biz çalışıyoruz. Öncelikle şu an proje pazarı yapar gibi 16 tane projemizi Dumlupınar Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Osmangazi Üniversitesi’ndeki hocalarımıza verdik ve oradan yüksek lisans projeleri olarak bizim projelerimizi yapıyorlar. Öğrenciler için çok güzel bir uygulama, kendi yaptığı tezinin sanayide ne işe yaradığını görüyor ve fiilen yaşıyor. Dolayısıyla tezi doğrulanıyor. Biz 12 kişiyiz ama bizde şu an 4 tane üniversitede son sınıf olan ya da üçüncü sınıf olan öğrenci arkadaşlarımız var. Karabük Üniversitesi’nden, Osmangazi Üniversitesi’nden gelen arkadaşlarımız var. Onlar bizde haftanın iki ya da üç günü çalışıyorlar. Ben ve ortaklarım Hikmet Bey ve Abdürrahim Bey kendimizi patron olarak görmüyoruz. Bizler hem üniversite öğrencilerine hem de mühendis arkadaşlarımıza koçluk yapıyoruz.

 

Gelecek dönemde ağırlıklı olarak hangi sektör ve uygulamalara odaklanmayı planlıyorsunuz? Hedef ve beklentileriniz nelerdir?

Ben 2019’un iki yarısının daha iyi geçeceğine inanıyorum. Bizde çalıştığımız sektörlerdeki dağılımları artırıyoruz. E-ticaret sitelerine, depolara daha fazla ziyaret gerçekleştiriyoruz. Otomotiv ve beyaz eşyanın dışında bu alanlarda daha çok ziyaretlerimiz var. Hastane ziyaretleri şu an gündemimizde, hastane ziyaretleri yapmaya başladık. Bir de özellikle ülkemizde olan Avrupa, ABD menşeli büyük fabrikalarla iletişimimiz artmış durumda. Bu şekilde yaptığımız satışların hacimlerini artırma niyetindeyiz ama yenilik olarak dış ortamda taşıma yapabilen OYA’larımızı bu yaz devreye almak istiyoruz. Onunla ilgili ilk denemelerimiz olacak. Güneş, toz ve yağmur gibi faktörlerden etkilenmeyen ürünümüzü sunacağız. Bununla ilgili bir müşterimizde hazır, kendisine uygulama yapmamızı istiyor. Onlarla uygulama yaparak başlayacağız. Diğer yandan bizim için stratejik öneme sahip doğal navigasyon özgün yazılımımız ayrıca kendi özgün lazer navigasyon cihazımız bununla ilgili projelerde ayrıca devam edecek. Biz yerli teknolojiyi, Türk teknolojisini dünyaya açma, ihraç etme niyetindeyiz. Bununla ilgili iki ayrı çalışmamız var. Avrupalı bir partner arayışımız var. Biri İngiliz, biri Belçikalı iki firmayla iletişimimiz önemli bir seviyeye geldi. Bize çok güveniyorlar, partnerlerimiz aracılığıyla biz OYA ihracatını Avrupa’ya özellikle Belçika ve İngiltere’ye başlatacağımıza inanıyorum. Diğer taraftan müşterilerimize OYA’yı oluşturan özellikle elektronik yazılım ve donanımları kit olarak da sunabiliyoruz. Bazı fabrikalar kendi bünyesinde OYA’sını yapmak istiyor. Bizim sistemimizi, yazılım ve donanımlarımızı alarak otonom hale dönüştürebiliyorlar. Bunun ürünleşmesi ve yaygınlaşmasını hızlandırmak istiyoruz. Bu bağlamda da Avrupa’da bir merkez daha kurarak, oradaki merkez üzerinden Türk teknolojisinin donanım anlamında ihracatını hızlandırmayı amaçlıyoruz. Bizim için Cumhuriyetin 100. yılı çok önemli, o tarihte önemli bir başarıya ulaşmış olmamız lazım. Kurtuluş Savaşı da 100 yıl önce 1919 yılında başladı. Dolayısıyla savaşın başlangıcının da 100. yılındayız. Biz de şu an Avrupa’ya bir çıkarma yapmayı amaçlıyoruz. Hem yazılımımızı hem donanımımızı hem de elektronik kitlerimizi Avrupa’dan dünyaya ihraç etmeyi hedefliyoruz.